• Oct 4, 2025

NEDEN ŞÜKRETMEK ZORUNDAYIZ? HAKİKAT İLMİNİN SIRRI

  • SİRA MERCAN
  • 0 comments

Zıtların Birliği ve hakikat ilmi ile uyanış bu yazıda

Bir önceki bölümde şükür ve şikâyet konusunu detaylıca incelediğimizde, bu iki halin nelere yol açtığını çok net anladık diyebiliriz. Bunu tahmin etmek pek de zor değildi elbette. Ancak bir şeyi tahmin edip bilmekle uygulamak aynı şey olmadığı için ben her zaman "neden?" diye sorar, işin hakikatini anlamak için de çok düşünürüm. Hayatım adeta hep bu kapsamda gitti diyebilirim; soru sormak ve düşünmek, gelişmemde sahip olduğum en büyük yeteneğimdi.

Yine tam bu noktada, "ne neden oluyor?" diye baktığımda, daha derinlemesine anlamak için aklımı çalıştırdığımda, araştırmalarım, iç görülerim ve aldığım eğitimler bana tam olarak şunları öğretti:

1. Yaratılışın Sırrı: İki Zıt Kutup ve Besmele

Öncelikle kâinatta yaratılan her şeyin iki zıt kutupla açığa çıkması mümkündü. İki zıt kutup olmadan maddenin ve varlığın açığa çıkması imkânsızdır. O yüzden bu iki zıt kutbu hatırlatacak her şey, devamlı âyetlerde de döngüsel olarak anlatılır. Hepsini önünde ve öncesinde sihirli bir kelime vardır:

Bismillahirrahmanirrahim

Bu kelimenin içindeki sır, bize iki zıt kutbun aynı anda olduğunu ve aynı zamanda her şeyin isim ile algılandığını ifşa eder. Ancak düşünürsek, aklımızı çalıştırırsak bunu görebiliriz.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Rabbinden niyaz ettiği en önemli konulardan biri "Allah'ım, bana eşyanın hakikatini öğret" duasıydı. Gördüğümüz bütün şeylerin, nesnelerin, insanların, varlıkların arkasındaki sır neydi; bunu merak etti ve bilmeyi istedi. Neye talipse o ona verileceği için Rabbi de ona hakikaten bütün bilgisini açtı ve bu bilgiyi insanlara iletmesi için onu vazifelendirdi.

2. Bilim ve Şahadet Kavramı

Bugün bilimin uğraştığı konu da pek farklı değil aslında; bütün bilim dünyası olan her şeyin arkasındaki sırrı arıyor.

Madde nedir? Boşluk nedir? Karanlık madde nedir?

Bu konulardaki tespitler, bilimin vaat ettiği çalışmalarla dönem dönem değişiklik arz ediyor. Bunu en basitinden Newton fiziğiyle ve kuantum fiziğiyle karşılaştırabiliriz. Newton fiziğinde sebep sonuç ilişkisi varken, kuantum fiziği gözlemci yasasını ve olasılıkları devreye soktu. Görüldü ki, gözlemci varsa (olaya şahit olan varsa) kuantlar farklı hareket ediyor; gözlemci yoksa kuantlar daha başka bir formda hareket ediyor.

Bu tespit olağanüstüydü. Ben de bunu hemen İslam'daki şehadet (şahitlik) kavramıyla birleştirdim. Çünkü aynen böyle yaşanıyor; her şeyde şahit olan çok değerli, yani olayı izleyen, gözlem yapan. Zaten bir insanı değerli kılan da onun şahit olma, gözleme, seyir etme kapasitesi.

Elbette, insan dediğimiz varlığın dışında bilinç (şuur) her yerde kendini göstermeye devam ediyor. Yine bunu âyetlerden biliyoruz: "Kıyamet günü, sizin ağızlarınızı mühürleyeceğiz; sizin yerinize ayaklarınız ve elleriniz konuşacak, şahitlik edecek."

Yani eşyanın hakikati gereği her şey canlı, her şey şuurlu. Sadece şuurlu ve canlı olan her şeyin, insana verilmiş olan ifade edebilme ve aklını kullanarak bunu söze döküp sistemi değiştirebilme hakkı ve potansiyeli yok. Onun dışında her şey devamlı kayıt ediyor. Gündüz masanda kullandığın su bardağı, saçını taradığın tarak, hepsi şahit olana bir ayna ve bunu bilgi olarak üzerinde kayıt ediyor.

Bitkilerdeki Gözlem: İyi bakılmış, sulanmış ve sevilmiş olan bitkiler çok güzel olur, çok daha yeşil olur. Ama su verilmesi unutulmuş, ışıktan mahrum edilmiş bitkiler sararıp solar ve kurur. Bu basit gözlemde, nesnelerin de şahitlik etme özelliği devreye girer. Diğerleri iyi durumdayken bir bitki sararmışsa, ilgilenilmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Tıpkı bir kalemin kırık ya da devamlı dişlenmiş olmasından, o kalemin sahibinin ders çalışırken stresli olduğunu okuyabilmemiz gibi.

3. Evrensel Dualite ve "Bismillahirrahmanirrahim" Sırrı

Bu genel açıklamalardan sonra bilimsel açıdan da bakarsak; bilim devamlı değişiyor ve hakikati arıyor. Kuantum fiziği hiçliği ve boşluğu buluyor; sadece bir enformasyon, yani bir bilgi var aktarım var. Her atomun arasında boşluk var ve her atomun içinde de iki zıt kutup var: Artı ve Eksi. Bu iki zıt kutbu birbiriyle nötrleyen nötr enerji var.

Bismillahirrahmanirrahim kelimesinde de bu üçlü yapı kendini sıralamıştır:

  • Allah İsmi: Nötr enerji. Tarafsız olan ve her şeyi birleyen ve bütünleyen kuvvettir.

  • Rahman İsmi: Pozitif enerji. Olanın olabilmesi için açığa çıkan ışık, rahmânî boyut, göksel boyut, eril enerji, aktif olan, harekete geçiren, ruh boyutu olan enerjidir.

  • Rahim İsmi: Negatif enerji. Olanın olabilmesi için açığa çıkan karanlık, rahmî boyuttur, yersel dünya ile madde ile ilgili olan, kadın/dişi olan enerjidir ve madde hâline bürünme merkezidir.

Bismillahirrahmanirrahim kelimesinin içinde yaratılışın sırrı var.

4. Şükrün Tek Olasılık Olması

Şimdi asıl mesele, bu sırrı anladıktan sonra hayatımızda yaşadığımız bütün olayları ve durumları hep bu idrakla izleyebilmektir. Yani şahitlik boyutunu hep bu vizyonda, bu gözden yapabilmektir marifet.

Böyle bakabildiğin zaman, yani tam merkezden, yargısız olarak, sadece bir izleyen olarak, nötr noktadan bakabildiğin zaman, burada anlam noktasına gelmiş olursun. Anlam noktasına geldiğinde, negatif yaşadığın olay, durum, hikâye neyse, hakikat gereği bir de onun pozitifi aynı anda yaratılmıştır da ondan.

Onun pozitifini sen tam o anda göremeyebilirsin, illüzyon nedeniyle bunu belli bir zaman sonra deneyimleyeceksindir. Hatta, bugün yaşadığın negatif bir kutup, daha önce yaşadığın pozitif bir şeyin tamamlayıcı kutbu da olabilir. Hepsi birbiri içerisinde daim olarak dönen bir sistemdir.

Böyle baktığın zaman ne kötü şeye üzülebilir ne de çok iyi gördüğün şeye sevinebilirsin. Çünkü bütün hikâye paket hâlinde gelmiştir. Yani artısı ve eksisi içindedir olanın ve bitenin. Her şey, o çizgisel boyut hiç yokmuşçasına, anda sadece bir bütünleme içerisindedir; anda iki zıt kutup birleşir ve nötr hâle gelir.

İşte bu bilinci, bu idrakı tam olarak sağlayabilen bir insan için hayatta Şükran dolu olmanın dışında bir olasılık yoktur.

  • Şikâyet etmek: Hakikati görmemektir, Allah'tan razı olmamaktır.

  • Şükür etmek: Zıtlığın bütünlüğünü, zıtlığın birbirini nasıl desteklediğini anlamaktır.

Bir kulun Allah'tan razı olabilmesi (Nefsi Râziye - 5. makam) için olan her şeyin içindeki bu zıtlığı bilmesi ve anlamış olması gerekir.

Bu idrak ile, en acı deneyime dayanabilmek (takat getirebilmek) ancak bütünü görmekle mümkün olur. Bütünü gördüğün zaman, yaşadığın olayın sadece bir noktadan ibaret olduğunu, o noktanın içinde artı ve eksi kutbun eşit düzeyde bulunduğunu anlıyorsun ve olan şeye iyi ya da kötü ne olursa olsun şükrediyorsun.

5. Amel Etme ve Evrensel Güven Sistemi

Şükreden insan, Allah'tan razı olan kul boyutuna ulaşıyor. Allah'tan razı olanı da Allah asla boş bırakmıyor. O da hemen kulundan razı oluyor. Bu karşılıklıdır, çünkü ayrı değiller. Allah'ın kulundan razı olduğu makam Nefsi Marziyye'dir (6. makam). Bu mertebede gezegen olarak Jüpiter (ilim irfan) ikametgâh kurar.

Şükür hâline geçmek çok basit; hakikati gördüğünde, olanın içerisindeki hayrın nelere vesile olduğunu idrak ettiğinde, kalbin en acı deneyime bile şükür edecek boyuta geliyor.

Ancak çok net bildiğim bir konu var: İnsan kendi bilinciyle gerçekten oturup çalışmadığı ve buna enerji harcamadığı sürece, sözlü olarak bunu bilmiş olmak onu ilerletmez.

Evrensel Güven Sistemi de tam olarak buna bakıyor:

Söylediğin sözlerle yaptığın şeylerin örtüşmesiyle mümkün oluyor güvenilir olmak. Evrensel sistem seni böyle tanımlıyor. Eğer sen bir konuda bir söz söylüyor ama bunun tam zıttını hareket olarak yapıyorsan, evrensel sistem bu duruma kanmıyor ve inanmıyor. Sonuç olarak da sana yalanlarından ötürü destek gelmiyor.

Evrenden kredi alabilecek güce sahip olabilmemiz için güvenilir olmamız gerekir. Güvenilir olabilmemiz için de söylediğimiz sözler yaptığımız şeylerin birebir örtüşmesi gerekir.

SONUÇ: CENNETİN ANAHTARI

Şükür etmek, yolculuğunda anahtardır. Her kapıyı açan anahtarın Şükran duygusu. Şükran duygusunu anlayabilmenin anahtarı da hakikatin sırrını idrak etmek, Bismillahirrahmanirrahim sırrını idrak etmektir.

Yoluna engel olan, seni yoldan alıkoyan en tehlikeli şey ise şikâyet etme, hakikati görmemen ve uyumandır.

Şikâyete düştüğün her an bir kere durup düşün: “Bunun hakikati ne ola ki? Bunun arkasından ne gelebilir ya da bu neyin tamamlayıcısıdır?” diye. Yaşadığın o çok zor olayın sonra sana kattığı artıları eksileri düşün. O şikâyet birden kılık değiştirecek, içinden şükür çıkacak, sen hakikati anladığın anda.

Ve hakikat yolculuğundaki en büyük engelini (şikâyeti) kaldırdıktan sonra, Allah'ın yolunda önce sen Allah'ından razı, sonra O senden razı olarak kavuşuyorsunuz ve tam olarak burada şu âyet geliyor:

27. "Yâ ayyetühen-nefsü l-mutmainneh." ("Ey huzur bulan nefis!")

28. "İrci’î ilâ rabbiki râzıyyeten mardiyyeh." ("Rabbine dön, ondan razı olarak ve O’nun da senden razı olarak.")

29. "Fedhulî fî ibâdî." ("Kullarım arasına gir.")

30. "Wad'hulî cânatî." ("Ve cennetime gir.")

Bu kıymetli âyetin sırlarında görüyorsun ki sevgili dostum, önce mutmain olmuş bir nefis sahibi olman gerekir (4. makam), sonra razı olarak sen Allah'ından razısındır (5. makam) ve Allah'ın senden razı olarak (6. makam), Allah'ın kulları arasına girersin (7. makam) ve burası cennet boyutunun giriş kapısıdır.

Gördüğün gibi sevgili dostum, dünyada cennet mümkündür; şükredersen tüm kapılar sana açılacaktır. Şükretmenin yolu da olanın arkasındaki sırra vâkıf olmaktır.

0 comments

Sign upor login to leave a comment